Ara
  • Unicorn

Sahte Anı Sendromu - Hans TenDam

En son güncellendiği tarih: 23 Ara 2017

Sahte Anı Sendromu, mesleğimizin kabul görmesini engelleyen bir umacıdır. Çok küçük yaşlardayken ana babalarından birinin cinsel tacizine uğradıklarını açık seçik ayrıntılarıyla yeniden yaşayan danışanların, meydana gelmemiş bir şeyi hatırladıkları keşfedilmiştir.

Bu durum, mahkeme davalarına ve olumsuz haberlere yol açmıştır. Ve bazen de bizlere ekstra iş çıkartmaktadır. Kızının yanlış yere suçlamaları nedeniyle tam anlamıyla sarsılmış bir kaç danışanım olmuştur. Sürece dahil olan terapist veya psikiyatr ise kızlarını artık görmek istemeyen ana babayla hastalarının temasa geçmesini engelleyerek durumu daha da kötüleştirmişti. Çocukluk döneminden kaynaklanan anılar sahte olabiliyorsa, önceki yaşamlardan kaynaklanan anılara daha bile az güvenilmelidir. Kanıtlayamayacak olmama rağmen, böyle bir akıl yürütmenin saçma olduğundan kesinlikle eminim. Durumun büyük olasılıkla neden böyle olduğunu açıklayayım.


Sahte anılar mevcuttur ama bunlar, bir sendrom özelliğine sahip değildir. Bu “sendrom” kelimesi, bundan söz eden kişiler sanki neden söz ettiklerini biliyormuş gibi, bunun kulağa profesyonel bir tanı gibi gelmesi için eklenmiştir. Neden söz ettiklerini bilmemektedirler. Bir an için varsayalım ki geçmiş yaşam terapisini kullanan tüm hipnoterapistlerin ve regresyon terapistlerinin %20’si görünüşe göre önceki yaşamlardan gelen deneyşmleri en azından teröpatik açıdan geçerli kabul ediyor olsunlar. Sahte anı vakalarına karışan terapistlerin geçmiş yaşam terapisti olma yüzdesi nedir? Bu yüzdenin, %20ye değil de %2’ye yakın olması beni hiç şaşırtmazdı.


1950 yılında Ron Hubbard, Dianetics adlı kitabını yayınladı. Bu kitapta, uyguladığı regresyon tipiyle edindiği deneyimleri anlatmaktaydı. “Keşifler”inden biri, ABD’deli başarılı ve başarısız olan düşük yapma girişimlerinin inanılmaz miktarıydı. Deneklerinin çok büyük bir çoğunluğunda, başarısız olan düşük yapma girişimleri nedeniyle rahimde edinilmiş korkunç deneyimlerin korkunç kanıtlarını bulmuştu: iğneler batırılan, yakıcı zehirlerden etkilenen, sopalarla ve hatta karına atılan tekmelerle dövülen, merdivenlerden düşerek zedelenen vb.

İlginçtir; sonraki kitaplarında Hubbard bir daha asla bu konuya değinmez. Neden? Çünkü geçmiş yaşamları keşfetmiştir.


Hubbard’ın regresyon tarzı ilkel, zaman alıcı ama etkiliydi: artık hiçbir galvanik deri tepkisi kalmayana dek insanlara o travmatik olayı tekrarlatmak da tekrarlatmak. Şu anki yaşamdan yaşam içinde geriye, ta doğum deneyimine dek gidiyordu. Fikir, tüm engramlar silindiyse, kişinin de berrak olacağıydı. Ve berraklaşmayla kastedilen şey her ne idiyse bunun korkudan, öfkeden, utançtan veya diğer sınırlayıcı duygulardan arınmak anlamnına geldiği açıktı. Elbette ki bulduğu şey, şu andan başlayıp doğuma dek geri giden zaman izlerinin tamamı temizlenmiş olmasına rağmen çoğu insanın anlaşılan o ki berraklaşmamış olduğuydu. Doğrum öncesi dönemde güçlü yükler, dövülme veya kesilmeye, düşmeye veya havasızlıktan boğulmaya dair güçlü deneyimler bulduğunda, ne olmuştu tahmin edin. Hubbard bu deneyimleri, olası gözüken tek zaman dönemine yerleştirdi: rahimde geçirilen zamana. Elbette ki daha sonra, önceki yaşamları keşfedecekti. Ama travmaya yol açan ölüm deneyimlerini bulduğunda bunları, doğum öncesi döneme yüklemişti.


Tahminim o ki son yıllarda yine aynı şey olmaktadır. Korkular veya cinsel sorunlar üstünde çalışan terapistler güçlü yükler, güçlü sorunlar keşfedip de regresyona kalkıştıklarında, cinsel taciz veya şiddet kullanarak taciz olaylarıyla karşılaşabilmekteler. Şimdi, terapistin deneyimi varsa ve ne yaptığını biliyorsa ama aynı zamanda, geçmiş yaşamların var olmadığını biliyorsa diyelim ki cinsel tacizin açık ve mevcut belirtilerini, çocukluğun bastırılmış bir bölgesine yansıtmak zorundadır. Böylece, sahte anılar ortaya çıkar.

Elbette ki psikozlu veya sınırdurum (borderline) veya kendileri için regresyonun genelde önerilmediği danışanlar da var olabilir. Onlar olayları uydururlar ta ki terapist, anlattıklarına inanana dek. Sanırım buna ancak çok zayıf ve tecrübesiz bir terapist inanır. Elbette ki hiçbir tefrik gücüne sahip olmayan, danışanlarına yanlış kılavuzluk edebilecek bazı terapistler de olacaktır. Bazıları, üniversite eğitimi görmüş profesyonellerdir. Hollanda’da edindiğim deneyimlerden biliyorum ki söz konusu vakaların yarısında böyle tam kalifiye psikiyatrlar yer almıştır. Profesyonel temel eksikliği ve kolay aldanırlık; sahte anıların üretiminde etken olabilirse de başlıca nedenin önyargı, yani açık fikirli olma eksikliği olduğunu düşünmekteyim. Kapalı zihinli insanlar anılar uydururlar ve diğer kapalı zihinli insanlar da kendi kapalı zihinliliklerini güçlendirmek için bunları kullanırlar.


Şunu da eklemek isterim: objektif hakikat meselesi, terapötik yeniden yaşamada yatmaktadır. Genel fikir bunun önemli olmadığı, önemli olanın terapötik etkililik olduğu şeklindedir. Bunun doğru olduğunu düşünmekle birlikte aynı zamanda, yanlış olduğunu da düşünmketeyim. Seans sırasında veya hemen sonrasında olmakta olanların gerçekliğini kontrol etmeye kalkışırsak, seansımız bizi hiç bir yere götürmeyecektir. Danışan bu konuya aklını taktıysa, akışı tıkayacaktır; terapist bu konuya aklını taktıysa seans üçüncü dereceden, nadiren iyi terapi üreten bir duruma gerileyecektir.


Şeyleri oldukları gibi almaya başlamalıyız. Olması gereken de budur. Ama nihayetinde, gerçeklik meselesi de önemlidir. Bir kişi belirli bir cinsel sorundan kurtulmuşsa ama kendisi dört yaşındayken babasının veya amcasının ona tecavüz ettiğine inamaktaysa, kötü terapi yapmışız demektir. Görünüşe göre önceki bir yaşamdaki bir şey gerçek değilken öyle kabul edilirse, bunun sonuçları daha az ciddidir. Yine de insanların beyinleri vardır, zihinleri vardır; düşünürler, bilmek isterler. Hakikati bulmak, zihnin katarsisidir ve dolayısıyla da terapinin bir parçasıdır.

Çoğu geçmiş yaşam seanslarında, seansın içeriğinin objektif, geçerli bir doğrulamasını asla elde edemeyebiliriz. Ama deneyim ne kadar netse, ne kadar ayrıntılıysa ve ne kadar tutarlıysa ve de yeniden yaşanan deneyimler ve bunların sonuçları, danışanın şu an edindiği deneyimler ve şu an olduğu kişi ile ne kadar uyumlu ise daha az şüphe duyabiliriz. Doğru veya yanlış olduklarına titizlikle hükmedilebilecek meselelerle uğraşmamaktayız. Ama çok muhtemel olan ile hiç muhtemel olmayan arasında; şu anki yaşam da dahil olmak üzere mekanlar ve zamanlar boyunca güçlü kalan bir kalıp ile tekil bir olay ile arasında muazzam bir fark vardır.

Normal, aklı başında (örneğin, bizler gibi) insanlarda gerçek anılar sahte anılardan hayli farklı iş görür. Birçoğumuz, bazı seansların veya seansların bazı kısımlarının seanstan çok sonra bile içimizde büyümeye devam ettiğini deneyimlemişizdir. Bunlar daha netleşir, yeni ayrıntılar ortaya çıkar, bir anlayışa bir yenisi eklenir –ta ki tüm deneyim aniden, apaçık ve tatmin edici zihnimizde ve ruhumuzda bir yere biçimde uyana dek. Her kim bir bütünleşme deneyimi yaşamışsa, farkı bilir. Diğer deneyimler o an için etkileyici olsalar da sonrasında bir biçimde solar, seyrelir; canlılıklarını yitirirler. Bazen, bizdeki çözümlenmemiş diğer meseleler nedeniyle gerçek bir deneyim de bu tarzda kaybolur ama hakiki bütünleşme, bu temel hakikat olmaksızın imkansızdır.


Mitsel geçmişe yerleştirdiğim, Atlantis’in doğuş döneminde geçtiğini düşündüğüm regresyon deneyimleri hatırlıyorum. Çok sonraları, bunların Çin’de, muhtemelen milattan bir kaç yüzyıl önce yaşandığını buldum. Romantik fikirlerim ve muhtemelen romantik arzularım nedeniyle bunları, bir masal ülkesine bağlamıştım. Ama bunlarla ilgili temel olaylar ve hisler ve bir birey olarak kendimle ilişkim kalıcı oldu. Giderek daha somutlaştılar.

Kısmi hakikat vardır ve terapistler olarak bizler, beden anıya ne kadar çok dahilse fantazi ihtimalinin o kadar düşük olduğunu genelde biliriz. Ancak ne ilginçtir ki sahte anı sendromunun ana nedenlerinden biri de budur. Bedensel tepkilerinde, duruş ve gerilimlerde, soğuyan kısımlarında, kızarmalarda, soluk soluğa kalmalarda ve mücadeleyi işaret eden hareketlerde bir tecavüzün yaşanmakta olduğunu terapist görür ve danışanlar da hissederler. İyi bir aktör veya aktrist bile önceki bir deneyim olmaksızın kendini bu kadar kaptıramaz. Bu tecavüz bir yerde, biriyle olmuştur ve büromuzdaki koltukta yeniden yaşanmıştır. Olmakta olana güvenin ama etiket yapıştırırken dikkatli olun.


Meslektaşlarımın bildikleri vakaları paylaşmaları ve böyle vakalara bir geçmiş yaşam terapistinin hangi sıklıkla bakmış olduğunu bildirmeleri çok faydalı olurdu.

0 görüntüleme